Deseler ki;

“Mine Kırıkkanat, Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil’i birleştirip, tek insan haline getirseler, ortaya ne çıkar?”

Düşünmeden derdim ki;

“Cüneyt Özdemir çıkar!”

Evet, evet;

Bu üçünü, “Voltran” çizgi filminde olduğu gibi birleştirsen, “bir adet Cüneyt Özdemir” çıkar ortaya…

Hepsi “aynı gen”den, hepsi aynı “fabrika”dan çıktığı için, aralarında bir “uyumsuzluk” da olmaz!..

“Halka hakaret” ve “milleti aşağılama” bayrağını bir zamanlar Bekir Coşkuntutuyordu elinde…

O da;

“Halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremiyor… Memleketin idaresini Haso’lara, Memo’lara mı bırakacağız?” diyen “CHP’li ataları”ndan devralmıştı…

Ve yine;

Aynı Bekir Coşkun, 3 Mayıs 1944’te tutuklatıp, huzuruna getirttiği merhum Osman Yüksel Serdengeçti’ye; “Ulan öküz Anadolulu!.. Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var?.. Milliyetçilik lazımsa, bunu biz yaparız… Komünizm gerekirse, onu da biz getiririz… Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek… İkincisi de, askere çağırdığımızda askere gelmek!!!”

Diyen “CHP’nin Ankara İl Başkanı, CHP’nin Ankara Valisi ve CHP’nin Ankara Belediye Başkanı Nevzat Tandoğan’ın manevi torunu”dur!.. Malûm; Nevzat Tandoğan denilen adam, aynı zamanda “Bu memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz” diyen “despot ve diktatör” bir adamdır!..

“Diktatör” arayanlara duyurulur!..

Bu milletin dindarlarına; “Göbeğini kaşıyan adamlar” diyerek hakaret eden Bekir Coşkun’un “lider”leri, “önder”leri ve “idol”leri, işte bu adamlar, işte bu “zihniyet”tir!..

“Halka tepeden bakan,

Halkı aşağılayan,

İnsanları yok sayan ve sürekli horlayan” bu zihniyet!..

MİNE NİNE!

“Bu zihniyetin temsilcisi” olan Bekir Coşkun, “halkı aşağılama” görevini eksiksiz yerine getirip; “CHP’li olmayan” insanlara “Göbeğini kaşıyan adamlar”diye hakaret ettikten sonra, bayrağı Mine G. Kırıkkanat’a devretti…

“Mine Nine” de, “Bekir’i aratmayan” yazılar yazmaya ve “hakaret çıtası”nı yükseltmeye başladı!..

Meselâ, dedi ki;

“Don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında ve salıncakta bebe sallamaktadırlar. Her 10 metrekarede, bu manzara tekrarlanmakta; kara halkımız, kıçını döndüğü deniz kenarında mutlaka et pişirip yemektedir.

Aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı.”

Son derece “çirkin”, son derece “yakışıksız” ve son derce “küstahça” olan bu “hakaret”ler, Hürriyet’in Yılmaz Özdil’i ile, bir adım daha ileri taşındı… Yılmaz Özdil de; “dindar” olup da, “AK Parti’ye oy veren” seçmenlere “Bidon kafa”diye hakaret etti, o insanları; “bir makarna paketine oyunu satmakla” suçladı!..

CİNSİNE ÇEKMİŞLER!

Tam “Türkiye normalleşiyor… Başı açıklar ile başı örtülüler kaynaşıyor… Eli kalem tutanlar katı laiklikten vazgeçiyor” diye düşünmeye başlamıştık ki, “cinsini sevdiklerim, yine cinslerine çekmeye” başladılar!..

Demek oluyor ki;

Atalarımız, “Katranı kaynatsan da olmaz şeker, cinsini sevdiğim, cinsine çeker”derken, boşuna dememiş!..

İşte gördük;

Nevzat Tandoğan’dan, Bekir Coşkun’dan, Mine G.Kırıkkanat ve Yılmaz Özdil’den sonra, şimdi de Cüneyt Özdemir çıktı ortaya…

O da; güya, “AK Parti’nin Yenikapı Mitingi”ni izleyen bir “çapulcu”nun gözlemlerine yer vermiş… O “çapulcu”, güya “adam başı 300 TL” alıp da “mitinge gelenler”hakkında, “kim bunlar” deyip, gözlemini(!) aktarmış;

“Onlar…

Çocuğumuzun bakıcısı Nermin abla, sitemizin güvenlik görevlisi Kadir, tekstil atölyesinde günde 12 saat sigortasız çalışan Hatice, İSKİ’den emekli Necati amca, zabıta, itfaiyeci, otobüs şoförü, taşeron inşaat işçisi…

Onlar işte…

Onlar CV’si olmayan işlerin insanları. Onlar uzaktan gelenler, onlar İstanbul’da denizi yılda bir kez görenler. Onlar birbiriyle konuşmayanlar.

Onlar yanlarında bir adet gazete bile getirmeyenler. Evet, hiçbirinin kolunun altında bir gazete bile yok. Okumamış insanlar.

Onlar telefona, internete bakmayanlar. Twitter mwitter falan bilmeyenler. Selfie çektirmeyenler. Onlar nasırlı eller, yorgun bacaklar. Onlar talimatla bayrak kaldıranlar. İtaat edenler.

Onlar, beslenemedikleri için boyu benden kısa olanlar. 

Otobüs ile geliyorlar, arabaları yok çoğunun.

Olsa da benzine paraları yok. Neredeyse tamamı geldikleri ilçe teşkilatı tarafından sağlanan anlık ve devamlı yardımlara muhtaç. 

Bizim ‘makarnaya, bulgura oyunu satıyorlar’ diye kızdığımız, aşağıladığımız insanlar… Ama o makarna o kadar değerli ki onlar için, çocuğu o makarna sayesinde doyuyor.”

Evet, “aşağılık mahlûk” bunları yazmış, Cüneyt Özdemir de, bu “kusmuk”ları köşesine taşımış!..

ADI LÂZIM DEĞİL!

Diyeceksiniz ki;

“Kim bu adamlar?”

Bana, adlarını sormayın!..

Şair Can Yücel’in dediği gibi;

“Adları lâzım değil,

Çünkü kendileri lâzımlık!”

Aşağının da aşağısında bir “çukur”da bulunan “lâzımlık”lara, kalkıp da, “adları” sorulmaz ki!..

Evet, “adları lâzım değil,

Çünkü kendileri lâzımlık!”

Esra Elönü’nün deyimiyle; bir “klavye saksısı”na, bir “prematüre blog yazarı”na, “ayakkabısının topuğu kırılınca, beyni de aksayan sosyete hatunları gibi hayıflanan”lara, “içine sinek düşse, aç kalacağı bir beyne sahip” olanlara, hiç adları  sorulur mu?..

“Adları lâzım değil, 

Çünkü kendileri lâzımlık!”

Cüneyt Özdemir, bu “lâzımlık”ın gözlemlerine yer vermekle, aynı “aşağılık”lığa, aynı “çukur”luğa ortak olmuştur ki, onu artık bir “özür” bile kurtarmaz!..

ONLAR VAR YA!

Gördünüz ya, bu aşağılık çapulcu;

“Aç bu insanlar aç!” diyor… “Vasıfsız insanlar” diyor, “dilenci” diyor, “hizmetçi”diyor, “cahil” diyor, “beslenemedikleri için boyları kısa” diyor!..

Hep hakaret, hep aşağılama.

Omuzlarının üstünde taşıdıkları “saksı”da ot bile bitmeyecek bu adamlara söylenecek tek söz var: Evet, mitinge giden o adamlar var ya; belki “CV’leri”yoktur ama, bir “secdeli alınları” vardır ki, siz bir yerlerinizi yırtsanız, böyle “temiz bir CV’ye” sahip olamazsınız!..

“Boylarının kısalığı” iddiasına gelince… “Akılları ve ferasetleri sizden çok çok uzun” ya, siz ona bakın!..

Ve ayrıca, ayaklarınızın altındaki “takoz”lar alındığında, ne kadar “alçak”olduğunuzda çıkar ortaya!..

O kadar “geri zekâlı”sınız, o kadar “aptal”sınız ki; “2 milyonu aşkın kişiye, adam başına 300 lira verilse” ne kadar tutacağını bile bilmiyorsunuz!.. 

ONLAR YERLİ, YA SİZ?

Uzun lâfın kısası;

Cüneyt Özdemir’in bu yazısı; “bu ülkenin yerlileri” ile “bu ülkenin yabancıları”arasındaki “kavga”nın dışa vurumudur ki; taaa “Milli Şeflik Dönemi”nden bu yana devam eder!..

Hiç kuşkunuz olmasın;

Yine “yerli”ler kazanacak!

“Türkiye’ye Fransızlar” değil!

Daha, söyleyeceklerim vardı ama;

Maalesef yerim dar!..

 ************************************************************************************************

Bir yanda “kaçak”lar, bir yanda “alçak”lar!

 

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde Sabah ve atv ile ilgili “yalan” haberlerinden dolayı, Zaman gazetesine “tekzip” yollayıp, “yalan haberlerini düzelt” demiş, haberiniz var mı?..

l Ekrem Dumanlı, Emre Uslu, Kerim Balcı ve Önder Aytaç’ın, 30 Mart akşamı, seçim sonuçlarını “Amerika’da” takip edecekleri konuşuluyormuş, duydunuz mu?.. Kimi Tel Aviv üzerinden, kimi Brüksel üzerinden, kimi de doğrudanuçacakmış New York’a… Artık New York’ta buluşup, oradan Pensilvanya’ya mı giderler, yoksa “Amerikan ekranlarından Türkiye’deki seçimi mi takip ederler”orasını bilmiyorum… Merak ettim; Türkiye’deki seçimi, niye Türkiye’den takip etmiyorlar ki!.. Yoksa!?!..

l“Yolsuzluk ve rüşvet kılıflı kasetleri servis etmek” yetmedi, şimdi de “Suriye ile ilgili gizli bir toplantı”nın kasetlerini sızdırmışlar, duydunuz mu?.. 

“Devlet sırrı”nı ifşa eden “O’nun çocukları”na, bu “hain” ve “alçak”lara sormak lâzım; “Siz Esad’ın ajanları mı, yoksa MOSSAD’ın maşaları” mısınız?..